Better Tomorrow

Think Global, Act Sustainable…


Tekstil Tüketiminde Çevreci Yaklaşım

İnsanoğlunun ihtiyaçları doğrultusunda paranın olmadığı dönemlerde başlayan ticaret, hikayenin en başında İngilizce kökenli olan “barter ” kelimesinin tarifi ile iki tarafın gerçekleştirdiği; ürün ihtiyaç sahiplerinin, ürün ihtiyaç fazlasına sahip olan kişilerle buluşup takas işlemini gerçekleştirmesi üzerine kurulması idi. Bu yöntemin ilk kullanımı  M.Ö. 9000 li yıllara, Mısır topraklarına dayanmakta ve çiftçilerin ellerinde bulunan fazla tahılların, ineklerin, koyunların ; yağ ile değiştirilmesi üzerineydi.

M.Ö. 7.yüzyıla kadar bu yöntem kullanılmış ve sonrasında Anadolu’da yaşayan Likya lılar ilk madeni parayı kullanmışlardır. Ulusların, farklı coğrafi konumlarından edindikleri kazanımlar doğrultusunda üretilen farklı ürün gruplarının diğer ülkelere satılma ihtiyacı ticaret yollarının keşfinin, 1492 yılında da yeni ticaret yolları arayışı içindeyken Amerika kıtasının keşfine yol açmıştır. 16. Yüzyıl sonlarına doğru Batı Avrupa’ya sömürgecilik yoluyla akan sermaye birikimi sonucunda ortaya çıkan kapitalizm ve 1763 tarihli James Watt’ın buhar makinesi ve Richard Arkwright ın “water frame” spinning makinesini bulması, üretimi atölyelerden fabrikalara taşıyan ve üretimi arttıran hareketler olmuştur.

Ve bu saatten sonra süreç kontrolden çıkmış, geri dönülemez bir hal almıştır.

Ticaretin nereden nereye geldiğini belirten ufak bir özet geçmek istememin sebebi Milattan önce başlayan hikayemizin neredeyse onbir bin yıl sonunda geldiği yeri görmenizi sağlamaktı. Görmüş olduğunuz gibi her gelişim adımı neredeyse 2000 yılda bir gerçekleşiyor ancak seri üretimin başlamasından sonra ve bu üretimi satış ve pazarlama araçları kullanarak elden çıkarmaya çalışınca süreç hiç bu kadar yavaş ilerlemiyor. Günümüzde günler ile ölçülen bir gelişim hızı ne yazık ki iyi sonuçlarından çok kötü sonuçları karşımıza çıkarmakta.

İhtiyaçlar, ihtiyaçları doğuruyor ve hatta başkasının ihtiyacı sizin de ihtiyacınızı belirler hale geliyor. Böylece sürecin fiziksel ihtiyaçtan ziyade mental ihtiyaca yönelmesi sonucunda ihtiyaç fazlası tüketimin dünyamıza verdiği zarar korkunç düzeylere çıkıyor.

BM nin, kâr amacı gütmeyen çevreci kuruluşların, modaya öncü(!) olan kendi başlarına tüketim çılgınlığı yaratan ve sonradan çevreci olduklarını tüketicilerine ikna etmeye çalışan belli başlı hazır giyim firmaları aracılığı ile son zamanlarda daha da fazla duyduğumuz “çevrecilik”, “sürdürülebilirlik”, “ileri dönüşüm” , “geri dönüşüm” tarzı kelimeler hayatımıza girmiş bulunmaktalar.

Nedir bu kelimelerin tekstil sektöründeki karşılıkları bir göz atacağız. Günümüzde dünyamıza en çok zarar veren sektörlerin ilk sıralarında bulunan Tekstil sektörü üzerine çok görev düşmektedir. Ne gibi zararlar diye sorduğunuz duyar gibiyim. Aşağıda ufak bir sunum gerçekleştiriyoruz. 

  • Hammaddeleri tekstil ürünlerine dönüştürmek için 8 binden fazla kimyasal madde kullanılırken, böcek ve tarım ilaçlarının yüzde 25’i organik olmayan pamuk üretimi için kullanılmaktadır.kaynak
  • Pamuktan üretilmiş 300 gramlık bir tişörtün su ayak izi yaklaşık 2500 litrededir.
  • Bir Jean pantolon üretimi için 10.850 litre su kullanılmaktadır.
  • Moda endüstrisi dünyadaki karbon emisyonunun yüzde 10’undan sorumludur.
  • Dünyada endüstriyel kaynaklı atık suların yaklaşık yüzde 20’si tekstil üretiminden geliyor.

Gibi daha birçok etkisi ile bu dünya üzerine kötü izler bırakıyor. Bu etkileri azaltmak için birçok sertifika programları dahilinde kontroller sıkılaşmaktadır.

Peki bu durumda üzerimize düşen nedir, ve ne yapmak gerekmektedir ?

  • Birşey satın almadan önce en azından iki kere düşünmeliyiz.
  • Satın alınacak olan ürünün kimyasal güvenilirliğini sertifikalandırılan kuruluş Oeko-tex ürünleri tercih etmeliyiz.
  • Beğendiğimiz ürünlerin iç taraflarında bulunan içerik bilgisi etiketine göz atarak, daha çok doğal elyaf içerikte olanlarını tercih etmeliyiz.
  • Mikroplastik yayan sentetik içerikteki ürünlerden uzaklaşmalıyız. (Polyester, Polyamid, Acrylic, Nylon)
  • Çamaşırlarımızı, 30­°C kısa programda, olabildiğince az deterjan kullanarak yıkamalıyız.
  • Mümkün ise ufak yırtık ve deformasyona sahip kıyafetlerimizin tamirini yaptırarak kullanımına devam etmeliyiz.
  • Özel davetler için yapılan alışverişleri hepimiz biliyoruzdur. Alınan kıyafetler belki yıllar sonra tekrardan giyilir, belki de hiç giyilmez. Bu yüzden bu tarz organizasyonlar için ikinci el kıyafetler satan platformlar tercih edilmeli, hatta kiralama yoluna gidilmelidir.
  • Sürdürülebilir içerikler tercih edilmelidir. Ülkemizde yeni yeni farkındalık yaratılan bu konuda hala yeterli bilgi sahibi değiliz. Recycled ( Polyster,Naylon vb.) , GOTS ( organik pamuk içerik ), Lenzing firmasının üretimi olan EcoVero ( Viskon elyafı ) etiketli ürünler kontrollü üretim gerçekleştirilen ve her adımı takibe ve kontrole tabi olan ürünlerdir. Bu ürünlerde doğaya verilen zarar, sosyal uygunluk, kimyasal kullanımı devamlı takip edilmekte ve çevreci sonuçlar alınmasına destek sağlanmaktadır.
  • Ve kaçınılmaz son olan atık süreci. Kıyafetlerimizi geri dönüşüm konteynırlarına atarak geri dönüşüme ve ileri dönüşüme fırsat tanımalı ve bu konuda destekçi olmalıyız.

 Yukarıda belirtilen her adımı izlemiş olmamız dünyamızda yaşanabilecek belki birkaç gün daha kazandıracaktır. Evet bu konuda gayet ciddiyiz. Toplu hareket etmemiz tabii ki çok önemli ancak bireysel çözümlerimiz sonraki nesillere daha yaşanabilir bir çevre bırakılması konusunda hatırı sayılır bir iyileşme sağlayacaktır.

Yorum bırakın